Bilgi güçtür, paylaştıkça büyür...
BASAK KÖYÜ
İLİMDEN GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR.H.BEKTAŞİ VELİ

BASAK KÖYÜ TARİHÇESİ



           

                                           KÖYDE YAŞAYAN NÜFUS
                                      TOPLAM:   548   ERKEK: 255   KADIN: 293



BASAK, Malatya'nın Hekimhan ilçesine bağlı bir köydür.

===Tarihi=== BASAK KÖYÜ Kuruluş Tarihçesi ( 1 )


Köy tahminen 16. yüzyılın ilk yarısında kuruldu. 1560 tarihinde Basak, 6 vergi nüfuslu bir yerleşimdi. Bu 6 kişiden yanlızca birisinin arazi kullandığı görülmektedir. 4 kişi evli topraksız, bir kişi ise işsizdir. Köye biçilen yıllık vergi 1.200 akçedir. Vergiye tabi 6 kişinin adları ise şöyledir. Pir Nazar'ın oğulları İsmail ve Mansur, Mustafa nın oğulları Ali ve İbrahim, Salih'in oğlu (Sali) Aşık ( Aşıt), Seydi Ahmet oğlu Hüseyin bu kişi Karaca köyünden Basağa daha sonraları yerleşen Dedelerden olsa gerek. Bir önceki kuşak, Pirnazar, Mustafa, Sali ve Seydi Ahmet olmak uzere 4 kişidir. Bu durumu ile Basak, yeni kurulmuş bir köy görümündedir.
Günümüzde Basak da 5 sülale vardır: Aşıt-Uşağı, Şefeli-Uşağı, Hamus-Uşağı , Haydar-Uşağı ve Dedeler. Osmanlı vergi nüfusu listesinde 1560Aşıit gibi özgün bir adın yer alması dikkat çekicidir. Bu ad aynı zamanda köyü kuran kişilerden birinin adı, belkide Aşıtın kendisidir.
Halkın anlatımına göre Basak, Güvenç Köyü arazisine yerleşmiştir. Köyün kuruluş aşamaşında Güvenç' le bir hayli çekişme yaşanıyor. Basaklıların bölgeye yerleşimi Osmanlı eğemenliğine geçmeden öncedir. Dedeler, Basak a sonradan yerleşmiştir. Geldikleri yer, Yazıhan Karaca köyüdür. Hacım Sultan Ocağını temsil ederler.
Birde Köyün yaşlılarının aktardıkları söylenceleri duyduklarımız 4 Gardaşın köye yerleşmeden evel eşkiyalık yaparak geçimlerini sürdürdüğü yönündedir. Bu gün Güvenç köyü bir başka gün Salıcık daglası gün başka bir köy basılarak bölgede barınmışlar. Bu yüzden köyün adı Basak ve köylülerin ismide Basaklı olarak anılmıştır. 90 lı yıllarda Ankara da yaşayan Basaklıların girişimi ile köyün ismi Başak olarak değiştirilmiştir. Bu dört kardaş kimlerdir neyin nesidir. Anadolu ya Türk akınlarının 9. yüz yılda başladığını ve bölgede giderek etkinliğini artıran Türk boylarının bulunduğunu gözönüne aldığımızda sorularımızın cevabı açıklığa kavuşmaktadır. Gerek konuştukları dil ve gerek taktıkları adlara baktığımızda ve de Köye daha sonra yerleşen Dedeler sülalesinin bunları Türk olarak andıklarını dahil ettiğimizde 4 Gardaşın kimlik sorununu kolayca çözülmüş olur.
HAMZA AKSÜT
YAŞLILARIN ANLATIMI---------(2)

Dedelerimiz ( bilinmiyen bir tarihte) Gözögünden ( bir ihtimal Hekimhan Kocaözü Beldesi ) 5 kardaş olarak çıkıp Zurbahan nın güneydoğu eteğinde Salıcık ile Budaklı arasındakı mıntıkada yer alan pınarda konaklamışlar. Gözögü'nden çıkmalarının sebebi; babaları bir kavgada öldürülüyor. Büyük gardaşları burayı terk ediyor. Diger dört gardaş da büyük abilerinin peşine düşüyor. Annelerini geride bırakıyorlar. Uzun bir süre (ne kadar olduğu bilinmiyor) bu mıntıkada kalıyorlar. Bu arada bilinmiyen bir nedenle (büyük olasılıkla kız kaçırma) Salıcıklı ile kavgalarında büyük kardeşle birlikte bir kişi de Salıcıklı'dan ölmüş. Burada tutunamayan kardaşlar, Zurbahan'ın kuzeybatı eteginde bir pınar yanında konaklamışlar. Güvençli'den bir dul kadın kaçırmışlar. Burada da tutunamayınca, şu an köyün dogu üsttarafındaki tepede bulunan magaraya- Gündeligine- sıgınmışlar. Orayı basarak şurayı basarak bu köye baskın düzenleyerek yaşamlarını sürdürmüşler. Şimdiki köyyeri ve civar ormandan geçilmezmiş. Daldan dala atlayarak ta Karabogaza varırlarmış. Zamanla şimdiki köyün yerine inmişler ve yerleşmeye başlamışlar. Bu sıra köye Dedeler gelmiş. Köy 1950 lerdeki toprak kaymasından sonra güneyden tümden kuzey tarafına geçmişler.

Birde Köyün yaşlılarının daha önce dedelerinde aktardıkları söylenceleri artaralım. Fahı İsmail ile yaptığımız sohbet ve bizim duyduklarımız 4 Gardaşın köye yerleşmeden evel eşkiyalık yaparak geçimlerini sürdürdüğü yönündedir. Bu gün Güvenç köyü bir başka gün Salıcık daglası gün başka bir köy basılarak bölgede barınmışlar. Bu yüzden köyün adı Basak ve köylülerin ismide Basaklı olarak anılmıştır. Bu dört kardaş kimlerdir neyin nesidir. Anadolu ya Türk akınlarının 9. yüz yılda başladığını ve bölgede giderek etkinliğini artıran Türk boylarının bulunduğunu gözönüne aldığımızda sorularımızın cevabı açıklığa kavuşmaktadır. Gerek konuştukları dil ve gerek taktıkları adlara baktığımızda ve de Köye daha sonra yerleşen Dedeler sülalesinin bunları Türk olarak andıklarını dahil ettiğimizde 4 Gardaşın kimlik sorununu kolayca çözülmüş olur.

1875 Yılında çevrede şiddetli bir kış mevsimi yaşanmıştı. Köylü, yiyecek , içecek ve hayvan yemi sıkıntısına düşmüştü. çevrede karı eriten rüzgara Ağyeli adı verilir. Yakın zamana kadar, Ağyelinin esmesi için her yıl kömbeler pişirilerek yüksekce bir yerde toplanılır, yakarılır, tören sonunda kömbeler dagıtılır, birlikte yenir idi.

Köyümüzün yetiştirdiği Esiri Baba, Ağyel için şu şiiri kaleme almış. Oldukca uzun olan bu dörtlüklerden biz sadece üçünü aldık.
Deli Poyraz yüz tutturdu bıçağa
Dökülüyor coluk cocuk ocağa
Bu kar kaldı Agustosa sıcağa
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.
.....
Görmedik böyle kış duymadık adın
Komşuya gidemez papuçlu kadın
On evde bir kaldı yakacak odun
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.

..... Sen bin iki yüz doksan bir tarih
Hem desitan oldu hem bir tevarih
Bu şiddetten gayri candan bizarih
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.


Köyün yaşlılarından Fahı İsmaile ( İsmail Küsmez ) kulak verelim: Başkınıklı Veli Dede'ye kulak misafiri oldum: Dedelerimiz ( bilinmiyen bir tarihte) Gözögünden ( bir ihtimal Hekimhan Kocaözü Beldesi ) 5 kardaş olarak çıkıp Zurbahannın güneydoğu eteğinde Salıcık ile Budaklı arasındakı mıntıkada yer alan pınarda konaklamışlar. Gözögü'nden çıkmalarının sebebi; babaları bir kavgada öldürülüyor. Büyük gardaşları burayı terk ediyor. Diger dört gardaş da büyük abilerinin peşine düşüyor. Annelerini geride bırakıyorlar. Uzun bir süre (ne kadar olduğu bilinmiyor) bu mıntıkada kalıyorlar. Bu arada bilinmiyen bir nedenle (büyük olasılıkla kız kaçırma) Salıcıklı ile kavgalarında büyük kardeşle birlikte bir kişi de Salıcıklı'dan ölmüş. Burada tutunamayan kardaşlar, Zurbahan'ın kuzeybatı eteginde bir pınar yanında konaklamışlar. Güvençli'den bir dul kadın kaçırmışlar. Burada da tutunamayınca, şu an köyün dogu üsttarafındaki tepede bulunan magaraya- Gündeligine- sıgınmışlar. Orayı basarak şurayı basarak bu köye baskın düzenleyerek yaşamlarını sürdürmüşler. Şimdiki köyyeri ve civar ormandan geçilmezmiş. Daldan dala atlayarak ta Karabogaza varırlarmış. Zamanla şimdiki köyün yerine inmişler ve yerleşmeye başlamışlar. Köy 1950 lerdeki toprak kaymasından sonra güneyden tümden kuzey tarafına geçmişler.Köyün Tarihi-kültürel yapısı ve nüfusu: Eski bir yerleşim birimi üzerine yeniden kurulan köyün arazisi üzerinde, yakın dönem Ermeni yerleşim yerlerinin kalıntılar bulunmaktadır. Halen halkın tamamı Alevi-islam-Türk tabirine sahip bir toplumdur. Bektaşi kültürünün ve yaşam felsefesinin etkisinde bulunmaktadır. Malatya-Hekimhan -Sivas yoluna 15 km'lik bir oto yolla bağlıdır. Her gün minübüs ile şehire ulaşım sağlanır. Nüfusu: Son sayım sonuçlarına göre köyde 900'den fazla insan yaşamaktadır. Yurtiçi ve yurtdışında, Ankara, İstanbul, İzmir, Malatya, Mersin, Manisa, Almanya, Fransa, Hollanda ve daha başka yerleşim yerlerinde toplam 3000'e yakın Basaklı yaşamaktadır.

Ekonomik durum: Agırlıklı olarak tarımla geçimini sürdüren Basaklılar, orta derecede sudan ve topraktan yararlanabilmektedirler. Köydeki mevcuk bir dere ve doğal su kaynakları yeterli suya sahip olmakla birlikte teknik eksiklikle bu sulardan yeterli yararlanmayı engellemektedir. Yine teknik yetersizlikler ve eksiklikler ve bilgisizliklerden kaynaklanan durum dolaysiyla modern ve sağlıklı bir tarım üretimine geçişi engellemektedir. Başta kaysı olmak üzere bir çok değerli üründe verim artırıcı çalışmalar yapılamamaktadır. Köylüler birlikte ileriye dönük ciddi üretim planlamaları yaptıracak olanaklardan yoksundurlar. Teknolojiden sınırlı ölçüde yararlanmakla birlikte, hala geleneksel metotlarla ( ki bu yüntemlerin bir kısmı yaralıdır) ürün elde eden köylülerin ürünleri tuccarlara peskes olabilmektedir. Üretim için doğal enerji yanısıra, hayvangücü, su ve elektirik enerjisinden yararlanılmaktadır. Üretim araçları olarak sınırlı sayıda motor gücü yanında yaygın olarak; karapulluk ve hayvanlar kullanılmaktadır. Köyün ortak mulkiyeti olan, 3 tane su degirmeni ve özel sahıslara ait 2 tane elektrik degirmeni bulunmaktadır. 70 li yılların ortasında faliyete geçirilen Koparatif kısa bir aradan sonra atıl halde kaderine terk edilmiş olarak durmaktadır.

Gelişmeler önündeki engeller: Son 20 yılda ciddi bir devlet desteği görmeyen Basak köyüne ve köylülerine, politikacılar bir oy pazarı ile bakmanın dışında bir şey vermediler. Ne yazık ki bir takım kandırmacalar ve küçük çıkar hesapları daima köyün alehine olmaktadır. Köye ve köylülere en büyük yardım onları bilgilendirmek, eğitmek ve sorunlarına karşı duyarlılıklarını arttırıcı çalışmalar sağlamaktan geçmektedir. Köyün kalkınmasına ve gelişip çağdaşlaşması ve de özlemini duyduğu sosyal refaha kavuşmasi için; kısa, orta ve uzun dönemli olmak üzere plan ve projeler üretip uygulamaya geçirmek gerekmektedir.

KÖYÜMÜZDEKİ EN ESKİ SÜLALELER


1--HAMUS UŞAĞI

2-ŞAHVELİ(ŞEFELİ)UŞAĞI

3-AŞIT UŞAĞI

4-HAYDAR UŞAĞI

5-DEDELER

--------------------------------------------------------------
KULLANILAN SOYADLAR:

Tatlı,

Doğan,

Çalışkan,

Araycı,

Yıldırım,

Aslan,

Dayanıklı,

Koluaçık,

Şaşırmaz,

Küsmez,

Ceylan,

Gültekin,

Akkaya,

çicek,

Durna,

Durmaz,

Doyduk,

Ceyran, 

çalımlı,

Özkluaçık

Toraman

Kaya

Barut

Sarıkaya

Taşar

===Kültür=== Köyün gelenek, görenek ve yemekleri

YEMEKLER:Sac Kömbesi,haşıl,ekmek aşı,sıkma köfte,dığıl köfte,İçli köfte ,boranı,sütlü düğür,Keşgah,Cığıklı,Tirit yemeği,Düğün pilavı...

Eski Basak gelenek görenekleri:'

Ekin, Harman, Aşlık ------ Yazarı: Hüseyin Aslan

Ekinler biçilir harmanlara hayvanların sırtında yük veya şahra yapararak yakın tarlaların ekini ise sırtda şelek ile harmana toparlanır Şılın yapılır. Harmanların büyük çoğunlugu aşagı ve yukarı göller semtinde olur. Öküzlerle düvenler sürülmeye başlar düven ve harman kaldırma işi iki ay kadar sürer . Harmanların bitiminde kış aşlıkları (Un Bulgur Tarhana gibi) hazırlanır. Artık sonbahar gelmiştir güz tohumu bu day ekilir .
KOÇSALIMI

Koçlar Tekeler önceden davarlardan ayrılarak iki ay kadar ayrı yayılır bizim köylü hesabı (Takvimi) Miladı takvime göre onbir gün geriye sayarak uygulanır. Bu hesaba göre güzün kırkbeşine koçlar koyuna salınır. Koçsalımı Karagedik Kayanınönü ve Yazı gibi düzlük yerlerde yapılırdı. Koçlar tekeler aynı gün süslenir çeşitli boyalar sürülür hazırlanmış Bartları (Bez kumaş üzerine dikilmiş püsküllü çeşitli boncuk sedef dü me vs.) üzerine bağlanır Koçun boynuna Tekeninde buynuzlarına elmalar takılır ve herkes toplanır birlikte saat öğlen suları gibi davarların bulunduğu yere gelindiğinde silahlar sıkılır, davarlar koşuşup bir araya toplanır. Bu arada koçlarda bağlarından salıverilir. Koçun önüne ilk gelen kossak (çiftleşen koyun) koyun beyaz olursa o kış karın çok yağacağı siyah olursa karın az yağacağı gibi niyet tutulur. Herkes hazırlıklı gelmiştir lokmalarıyla bunlar Kömbe meyva cerez türü yiyecekler kavurma gibi. Bu yiyeceklerin hepsi biraraya toplandıktan sonra büyük küçük herkese pay edip dağıtıldıktan sonra Allah daim bu günlere nasip eylesin güzel edasıyla son bulur. Bundan kısa süre sonra da havaların soğumasından Köy çobanları her sürünün dört çobanı sürüyü dört eşit parçada aralarında taksim eder.Ve böylece davarlar tekrar ağılına sayaya döner bu süreç kar yağana kadar Köy çobanları yaymaya devam eder. Buna Ayagıddurma da denir ve herkesin davarını sahibine teslim eder.

Düğün O eski yıllarda dügünler hep sonbahar ve kış aylarında yapılırdı fakat taktireşayen düğünler olurdu.Gelenek adet ve adabına uy un olarak ne yazıkki bu günki dü ünleri görüyorum da takliti niteli inde. Dü ündeki oyunlar a ırlıklı çeşitli halaylar Tura Si si Deve yapımı oyunu ve akşamları geç saatlara kadar mencilislerde çalınan ba lama sazlar türküler deyiş duazlar. Ayrıca rahmetle andı ımız Ali Tatlı (Kelcafer Ali ) ve Allahverdi nin kendi maharetleriyle yine mencilislerde Be in başında ve benzeri e lencelerde yaptıkları güzel eğlenceli herkesi bü üleyen başarlı oyunlarına bu günün deyimiyle büyük sanatçılardı demek yerinde olur. Kış zamanı Kışları çok büyük karlar yağardı özellikle Köyümüzün yerleşiminin sıklığı kar sıyırmak temizlemek eziyetli sorun olurdu. Karın iyi tarafıda vardı özellikle taze karın yağdığı sabahı erkenden hemen herkes genç ihtiyar erkekler kamalak keklik avına gidilirdi. Bu av kovalama usulü yapılır yüksek da lardan genelde gençler (basar) kovalar yorar alçak derelere inen bu keklikler yorulmuştur kolayca elle canlı olarak tutulur. Kışları fazlaca yapılacak iş olmaz, ancak davarı olanların işi zor olurdu. Çünküi kışları davarlar genelde aşağı çay kenarındaki ağııllarda yemlenirdi, amaç burasının engin oluşu ve kavak söğütlerin burç kabuğunun davarlara yedirilmesinden faydalanmaktı. Dört beş ay kadar burada kışlanır (kalınırdı) hayvanların tüm yiyecekleri Ot, Çaşır, vs. Kar kış fırtına demeden sırtda şeleklerle taşınırdı. Ayrıca Alaf, (hayvanların yiyeceği) yetersizli inden keçilere sabahları az bir kahvaltı bir kaç telek yaprak gibi yem verilir ve hep yaylıma götürülür. Yer yüzeyi karla kaplı olduğundan en az yarım metre kar olurdu, genelde soğuğun şittetinden donmuş aylarca yerden kalkmayan karın yüzeyinde meşe çalılıklarda otlatılırdı.
Yüz Kömmesi ve Niyet

Yüz Kömmesi (Hamurdan iki kat arasına kavurma, ya , çeşitleriyle iki sac arasında pişirilir) Koçun davara salınmasından sayılarak, yüzüncü günü yapılır kömmenin katının arasına bir tane düğme atar kadınlar. Kömme pay pay yapılıp ailece yenilirken bu düğme erkeklerin payına isabet edip çıkarsa, davarların doğuracağı görpelerinin (yavrularının) genelde erkek olacağı, eğerki kadınların payından çıkacak olursa da dişi niyet geleneğimizdi. Ancak burda kadınların kömme payından çıkması tercih temmennidir. Bu günlerde davarların kuzlacımı kısırmı olduğunu, deneyimli olanlar bilirler. Koyunların karınaltı memesine yakın bölgeden yavaşça elle kontorol ederek, keçi ve ineklerin de teninden (cinsel orğanından) bakarak bilirler. Basak Köyü Malatya ilinin , Hekimhan ilçesine bağlı 1550 metre rakımlı yarı plato görünümlü bir arazi üzerindedir.

===Coğrafya=== Malatya iline 80 km, Hekimhan ilçesine 20 km uzaklıktadır.

===İklim=== Köyün iklimi, karasal iklimdir.

===Nüfus=== KÖYÜMÜZÜN NUFUSU 07.02.2006 TARİHLİ ,HEKİMHAN NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜNÜN VERDİĞİ BİLGİLERE GÖRE :
HANE SAYISI: 79 ERKEK NÜFUS: 2258
KADIN NÜFUS : 3144
TOPLAM : 5402
===Ekonomi=== Köyün ekonomisi tarım , hayvancılığave KAYISICILIĞA dayalıdır. (Eklenebilir)
===Muhtarlık=== Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
1-Hüseyin KOLUAÇIK (Bekiş)
2-Kasım YILDIRIM (Aloğ Kasım)
3-Garip KOLUAÇIK (Garip Ağa )
4-İsmail ASLAN (Çakmakçı)
5-Musa ÇALIŞKAN (Aşıt)
6-İsmail KOLUAÇIK (Mistelöğ )
7-İbrahim ARAYICI (Patır)
8-Cuma ÇALIŞKAN (Ğülöğ )
9-Hıdır ARAYICI (Dumanlar)
10-Ahmet ÇALIŞKAN (Papak )
11-Hüseyin AKKAYA (Kepli)
 
12-HÜSEYİN ÇALIŞKAN (Emekli Öğretmen)

===Altyapı bilgileri===Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır. Kanalizasyon şebekesi vardır. Ptt şubesi yoktur. Ptt acentesi vardır. sağlık evi VARDIR.
Dış bağlantılar

www.basakli.de
www.basakkoyu.org
www.basaklisair.tr.gg
www.basakli.com
www.basakkoylum.tr.gg

Basak'ta El Dokuması : Çorap ve Eldivenler
Malatya Hekimhan ilçesi Basak  köyü çorap ve eldiven dokumacılığı yönünden önemli bir merkez olarak karşımıza çıkmaktadır. Basak Köyü ; Hekimhan ilçesinin kuzeyinde 25 km. mesafede, dağlık bir arazide kurulmuş, 225 haneli bir yerleşim birimidir. Köyde halı, kilim, yolluk, hurç, bel kuşağı dokumacılığı yanında, çorap ve eldiven dokumacılığı daha yoğun olarak geleneksel bir tarzda yapılmaktadır. Çorap ve eldiven dokumacılığı kadınlar tarafından yılın iş - güç zamanı dışında (yaz - sonbahar) ev işlerinden arta kalan zamanlarda yapılır. Köyde her evin odasında, kapı önlerinde, dam başlarında çorap ya da eldiven dokuyan kadınlara rastlamak mümkündür.
Malzemenin Temini ve Yünün Dokumaya Hazırlanışı :
Koyun besleyen aileler, kendi koyunlarının yönünden yararlanırlar. Koyunları bulunmayanlar ise satın alma yoluyla yünü temin ederler. Çorap dokumasında yün kullanılırken (yuğ da denilmektedir), eldiven dokumasında genellikle şehirden satın alınan "orlon" kullanıldığı görülür. Yünleri boyamakta kullanılan malzeme ya şehirden satın alınan hazır boya, ya da doğadan elde edilen boyadır. Sarı ve siyah renk elde etmek için ot ve ağaçların kök ya da kabuklarından yararlanıldığı görülür. Yünün dokuma için hazırlanması uzun bir süreç içinde gerçekleşir. Koyun yünü "kırkma makası" (kırklık) ile kesilir, yıkanarak temizlenir. Sonra iplere serilerek kurutulur. Kuruyan bu yün tarama işlemine tabi tutulur. Tarama işlemi "yün tarağı" ile yapılır. Taranmış yünün çoraplık için ayrılanına ise ÇÖPÜR YÜNÜ denilir. Çöpür yünü; yatak - yorgan yapımı ve harar dokumasında kullanılır. Bu yün çorap yapımı için pekelverişli sayılmaz. Taranıp ayrılan BURUN YÜNÜ iki elin avuç içine alınır ve 1 cm. kalınlığında bükülerek inceltilir.Sonra İĞ ya da KİRMAN adı verilen baş kısmı yuvarlak, alt tarafına doğru uzanan bir çubuk eklentisi bulunan, ahşap malzemeden yapılmış aletin üzerine inceltiler. Bu yün dolanır. Yün eğirme işlemini yapacak olan kadın beline YANCIK denilen bir kuşak bağlar. Yancığın takılmasındaki amaç elbisenin zedelenip kirlenmesini önlemek içindir. İğe dolanan yün, iğin el ile çevrilmesi suretiyle eğrilir. Eğrilen bu ip ikiye katlanır, elin içinde bükülerek takrar eğilir. İp haline getirilen yün, daha sonra iki diz arası hafifçe aralanarak dizler arasına sarılır. Buna KELEP adı verilir. Hazırlanan kelepler, kara kazanda su kaynatılıp içine şehirden alınan toz boya, kezzap suyu karışımı içine atılıp, kaynatılarak boynması sağlanır. Kazandan boyanmış halde çıkan kelepler, ipe serilerek kurutulur. Kurutulan bu kelepler yumak biçiminde sarılır. Yumak haline getirilen iplere köyde KOKA - TOPAK - YUMAK adları verilir. Yumakların ceviz iriliğinde olanına ise MENİK denir.
Çorap ve Eldivenin Dokunması :
Çorap dokuması için; ilk önce yumaklardan ceviz büyüklüğünde menik adı verilen ipler hazırlanır. Sonra"cağ" (şiş) adı verilen çubuklar temin edilir. Çorap, 2,5 - 3 numara 5 adet cağ ile dokunur. Örme işine ilkin çorabın BURUN denilen ayak ucundan başlanır. Beyaz çoraplarla boyalı çoraplar (renkli çorap) başlangıç ve bitiş olarak hemen hemen aynıdır. Farklılık motiflerle ortaya çıkar. Çoraplarca düz, yani motifsiz yerlerin örülmesinde; ip, cağın önünden bir ters bir düz alınarak örme yapılır. Örme düzenindeki değişiklikler motiflerin şekillerinden kaynaklanır. Motifler örülürken hangi renk kullanılmak isteniyorsa o renk kullanılır. Çorabın topuk kısmına ÖKÇE denilir. Örme sırasında ökçe kısmına varıldığında, ökçe hemen örülmez, buraya ökçe ipi geçirilir ve bırakılır. Daha sonra devam edilerek KONÇ adı verilen bacağa giyilen kısım ve konçun üst kısmına dört parmak eninde LASTİK örülür. Daha sonra da önceden yarım bırakılmış ökçe kısmı örülür ve çorabın örme işi bitirilir. Bir çift boyalı çorap orta ama 5 - 6 günde, süs çorabı ile patikse bir günde dokunur. Eldiven de çorap dokumasında olduğu gibi beş adet cağ kullanılarak dokunur. Örme işine, bileğe gelecek kısımdan başlanılır, parmaklar örülerek bitirilir. Parmakların örülmesinde en son olarak baş parmak örülür. Bir çift eldiven 3 - 4 günde, küçük süs eldivenlerinin çifti ise bir günde dokunur. Eldiven dokumacılığında yünün yerini yaygın olarak son yıllarda orlon almıştır.
Çorap - Eldiven Çeşitleri ve Motifler ( Nakışlar) :
Basak köyünde 4 çeşit çorap dokuması yapılır. Bunlar; renkli motiflerin kullanıldığı BOYALI ÇORAP; sadece beyazyünden yapılanına BEYAZ ÇORAP; çanta, buzdolabı, televizyon gibi araçların kenarlarına takılan, bir süs fonksiyonu gören SÜS ÇORABI; bebeklere giydirilen bir veya iki rengin hakim olduğu "PATİK" adı verilen çoraplardır. Eldivenler ise iki çeşit olarak dokunur; renkli motiflerin hakim olduğu BOYALI ELDİVEN ve süs macıyla kullanılan, küçük SÜS ELDİVENİ'dir. Eldiven dokunurken kullanılan renk sayısı üçü pek geçmez. Basak'ta yapılan el dokuması çoraplarda kullanılan motiflerin yöresel adları şunlardır : Ceviz İçi, Fincan, Dışı Fincan, Cer, Kıvrım, Pisi İzi (Kedi İzi), Yılan Kıvrımı, Geçirmeli Düğme, Sığır Sidiği, Bal Dalağı, Kungüre, Yuvarlak, Göğlü, Geyirmeli, Zincir, Balık Sırtı, Tılıtlı, Çiçekli, Deli Melek, Kilitleme, Kuş Çıynağı (kuşun yerde ayağıyla bıraktığı ize verilen ise ÇIYNAK denilir), Gilikli, Çatalca, Dokuz Simli, Keküllü, Beşkol ve çorabın burun kısmında da kullanılan Erzurum, Karacalı Burun, Küçük Acemi motifleridir. Eldivenlerde, Cer, Sığır Sidiği, Deli Melek, Kuş Çıynağı, Gilikili, Küngüre, Kilitleme adı verilen motifler dokunmaktadır. Kullanılan bu motifler bir gelenek biçiminde kuşaktan kuşağa aktarılarak devam ettirilir. Anadan kızına, ondan da kendi çocuğuna aktarılmakta ve yaşatılmaktadır. Motifler dokunurken; ayrılığ, gurbeti dile getiren ve bunları simgeleyen anlamlarla da yüklenilerek mi dokunuyor? sorusuna cevap aranmış, "gelenek halinde devam ediyor" diye cevap veren köylülerden açıklayıcı bir bilgi edilememiştir.
Çorap ve Eldivenin Kullanım Alanları :
Basak köyünde dokunan eldiven ve çorapların ilk kullanım alanının giyim eşyası olarak görülmesine gağmen, asıl önemli alanı kızların çeyizleri oluşturmakta; düğüne çağrılan konuklara da birer çift çorap ya da eldiven "halayet" verilmesi (hediye) geleneği oluşmaktadır. Basat'ta sünnet ve evlenme düğünlerinde, düğün evine gelen konuklara çorap veya eldivenin "halayet" olarak verilmesi fonksiyonu, çocuğa sünnette tutan kişi olan Kirve'ya de verilen hediyelerin başında çorap olması, bu fonksiyonun işlerliğini göstermektedir. Görülen diğer durum ise; köy içinde çocuk ve gelin görmelerinde, köyden biri askeren teskere alıp geldiğinde; gurbetten akrabalar, tanıdıklar, hısımlar geldiklerinde, köy dışında yerleşmiş olanları ziyarete gittiklerinde özellikle çorap hediye edildiği görülür. Görülüyor ki Basak köyünde dokunan el dokuması ürünler toplumsal bir fonksiyonu yüklenmiştir. Bu da birincil geleneksel ilişkilerin biçimlenişinin ve devamının bir yönünü ortaya koymaktadır.

Dokuma ile İlgili Halk Kültürü Ürünleri :
Basak köyünde çorap ve eldiven dokumacılığı yaygın bir kültürel doku oluşturmasına ragmen; bu kültürel dokunun bir yönü olan adetlerde, inanmalarda, mani ve deyimlerde, türkülerde dile gelişi gelenek haline taşınmamıştır. Görüşülen kaynaklar, önceleri mani, hikaye vb. halk kültürü ürünlerinin varolduğunu, fakat şimdi artık unutulduğunu belirtmişlerdir. Konuyla ilgili olarak derleyebildiğimiz malzemeler şunlardır :
a) Mani ve Türküler :
1. "Çorabın yününe bak Dönder de gülüne bak Yare çorap yolladım Şu benim halime bak"
2. "Evlerinin önü ufak yokuş Kız kurban olam bu nasıl bakış Çorabın üstüne de döktüğün nakış Gurban olam nakış döken ellere"
3. "Sekiz çift çorap ördüm Sekiz kaynım geysin deyi Sandık açıp çeyiz dizdim Celal oğlam görsün deyi"
b) Bilmeceler :
"Eli var kolu yok, parmağı ar canı yok" (ELDİVEN)
"Eli var kanı yok, parmağı var canı yok" (ELDİVEN)
"Canlı yaptı cansız oldu, beş parmağı kansız oldu (ELDİVEN)
"Kıllı ağzını açtı, cıbıl içine kaçtı" (ÇORAP VE AYAK)
c) İnanışlar :
Cuma akşamları el işi yapılmaz, çorap, eldiven dokunmaz. Derler ki; "mezardaki ölülerin canına, gözüne cağ batarmış". Yine, dini bayramlarda ve köyden birisi öldüğü zamanlarda dokuma yapılmaz, "günahtır" derler. Köyde cenaze varsa taziye süresi içerisinde de elişi yapılmadığı görülür.

KAYNAKÇA
Bu yazıyı hazırlarken araştırmacı yazar Hamza Aksüt ün ; Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Corafi Kökenleri isimli kitabından yararlandık. WWW.BASAKLİ.COM (1) Araştırmacı Hamza Aksüt

Kaynakça : Türkiye İş Bankası Kültür Sanat Eki Malatya Özel Sayısı
Foklor Araştırmacısı : Hüseyin Şahin Editör : Mahir KALAYLI
© 2002 - 2005 Hekimhan.NET

HÜSYİN ASLAN'a teşekkür ederiz...

DERLEYENLER:

DERVİŞ DOĞAN--Öğretmen--Malatya___

TURAN KOLUAÇIK (Dede)-- Wuppertal